Yazılarım

Anı-Öykü Sayfası /

BANKA MÜDÜRÜ

 

İşe gitmek üzere genelde sabah sekizi yirmi geçe evden çıkar, asansörün çağrı düğmesine basarım. Yirmi dört daireli apartmanımızın sekiz kişilik asansörü bu saatte üst katlardan işe gidenleri toplayarak aşağıya inişe geçmiş olur. Bizim katta durduğunda kabinde daima boş yer vardır, “Günaydın” diyerek asansöre binerim. İçeridekiler de günaydınıma cevap verir, asansör giriş katına inene kadar geçen bir iki dakikalık sürede hal hatır sorulur, aşağıya indikten sonra da herkes yoluna devam eder. Günlük işe gidiş rutinimiz budur.

 

Bazen evden erken çıkamadığım olur. Bu şekilde eğer gecikmişsem ve saat dokuza çeyrek varsa asansör kabininde ya Feridun Amca vardır, ya da bizim suratsız. Şayet kabinde namazında niyazındaki Feridun Amca varsa “Hayırlı Sabahlar,” diyerek asansöre binerim. Çünkü “Günaydın” dememe bozulduğunu belli eder. Hoş sohbet adamdır. Aşağıya inene kadar mutlaka birkaç çift laf ederiz.

  

Eğer asansörde bizim suratsıza rastlamışsam, kabine girince hiçbir şey demem. Ona ne desem fayda etmez, çünkü karşılık vermez. İki senedir karşılaşırız; aklıma gelen her selamlama sözcüğüyle selamladım; “Günaydın” dedim, “Hayırlı Sabahlar” dedim, “Selamün Aleyküm” dedim, ama cevap alamadım. Yalnız direk gözlerine bakarsam hafif başını oynatarak selamımı aldığı oldu, hakkını vereyim. Ama ağzıyla hiç cevap vermez. Acaba sağır mı, dilsiz mi? diye aklımdan geçirmişliğim var. Oysa dilsiz değilmiş, kapıcıdan öğrendiğime göre konuşuyormuş, ayrıca bir bankanın müdürüymüş.

  

Bugün yine geciktim. Asansörün kabini üst kattaydı, çağrı düğmesine bastım. Bugün neşem yerinde. “İnşallah Bay Suratsız kabindedir,” diye aklımdan geçirdim. Cevap alamayacağımı bile bile gözlerinin içine bakarak yüksek sesle “Günaydın” diyecek, bir de üstüne gülümseyecektim. Gerçi pandemi nedeniyle maskeyle gezdiğimizden beri kimse kimsenin gülümsemesini görmüyor ama olsun. Yine de inadına gülümseyecektim. Hatta bu kez “Nasılsınız?” diye hal hatır soracak kadar ileri gidecektim.

 

“Belki hiç kimse sevmemiştir bunu hayatında,” dedim kendi kendime. “Ya da burnu çok büyük bunun, kibirinden bizi adam yerine koyup ta bir cevap vermeye tenezzül etmiyor.”

  

“Banka müdürüymüş, her tarafın müdür olsa ne yazar. Önce insan olacaksın. Senin Allah bilir, hiç kimseye bir faydan yoktur. Hiç etrafındaki bir karıncaya, kurda kuşa, konu komşuya, insanlara, vatana, millete bir faydan oldu mu acaba?”

 

“Hiçbir şey yapmıyorsan, bari bir “Günaydın” de, be adam.."

 

İçimden saydırdıkça saydırıyorum, ama kızdığımdan değil. Adam yerine konmamak sinirlendiriyor biraz hepsi bu. Yoksa neşemi kimse bozamaz.

 

Nihayet asansörün kabini bulunduğum katta durdu. Kapı açıldı. Banka müdürü başında bir kasket, yüzünde çift maske takmış halde başını öne eğmiş bir vaziyette kabindeydi. Virüs korkusundan etrafa dokunduğu sağ elinde her zaman bir plastik eldiven olurdu. Yine o eldiven elindeydi. İçeri girdim.

“Günaydın” dedim gözlerinin içine bakarak ve maskemin altından gülümseyerek. Her zamanki gibi cevap vermedi, ama başını hafifçe salladı. Konuşturmaya kararlıydım…

 

“Nasılsınız?”

 

“Bu virüs te bir türlü bitmedi gitti. Gerçi herkes boş verdi. Artık kimse maske takmıyor. Ayten hanımlar da yakalanmış virüse ailecek, ama hafif geçiriyorlarmış...”

 

“Virüs diyorum, bizim apartmana kadar geldi. Filyasyon ekibi gelmiş dün. Allah korusun dikkatli olmak lazım..”

 

Banka müdürü bütün sözlerimi hafif kafasını sallayarak geçiştirdi. Cevap vermedi. Asansör aşağıya inmişti. Kapı açıldı, kabinden önce çıkmak için hamle yaptım. Banka müdürü geride kalmıştı. Kapıdan çıkarken “İyi günler” dedim.

Arkamdan incecik, çocukla kadın sesi arasında bir ses duydum;

“Size de iyi günler…”

Banka müdürünün niye konuşmadığını anlamıştım. O’na “Suratsız” demeyi o an bıraktım.