Yazılarım

Anı-Öykü Sayfası /

BEŞ LİTRE SÜT

 

Bugün yine birkaç sayfa bir şeyler yazmaya hevesleniyorum. Ama aklımda yazacak bir şey yok şimdilik. Elimde bir fincan çay, evde aylak aylak dolaşıyorum. Dışarıdan sütçü Cenk’in mahalleye girdiğini belli eden kornası duyuluyor. Birazdan beni telefonla arar. Her pazar sabahı sitenin karşısına arabasını park ettikten sonra hiç sektirmez; cep telefonum çalar, açarım.

 

“Sütçü geldi.”

 

Ben “Tamam Cenk” diye cevap veririm.

“Birazdan aşağıya inerim.”

 

Oysa aramasına gerek yok, kaç kere karşı bloklarda oturanlar şikayet ettiler. Öyle bir kornası var ki, duymamak imkansız. Süt alınacaksa aşağıya ineceğim zaten. On beş yıldır, arada kopukluklar olsa da çiğ sütümüzü ve yumurtamızı hep Cenk’ten alırız. Her seferinde “Cenk” adını yakıştıramadığımı farkederim. Köy çocuğudur, kendi inekleri, bağları bahçeleri vardır; yaz geldiğinde domates, salatalık, patlıcan, fasulye, üzüm ve elmayı da ondan alırız. İyi çocuktur. Niye Ali, Ahmet, Mehmet gibi bir isim koymamışlar ki diye düşündüğüm olmuştur. İyi ki adını “Berkcan” koymamışlar diye gülümsedim.

 

Çayımdan bir yudum aldım, beş litrelik boş su bidonu kilerde mi diye baktım. Çiğ sütü onunla alacağım. Oturduğumuz sitedeki diğer evlerden süt, yumurta almaya inerler şimdi, “kalabalık azalsın öyle inerim” dedim kendi kendime.

 

Oyalanacak bir şeyler arıyorum. Önce oğlumun odasındaki mini kütüphaneye bir göz gezdirdim. Birkaç yüz kitap; hikayeler, romanlar, felsefe, sosyoloji, kişisel gelişim kitapları, sözlükler, sınava hazırlık setleri… Bir bölümde de mesleki kitaplar; fizik, matematik, elektronik devreler… Hepsi bir ademoğlunun kaleminden çıkma, hepsi emek işi…

 

Hayalet Avcıları filmindeki kütüphane sahnesi aklıma geldi nedense; orada da onbinlerce kitap, sıra sıra, cilt cilt rafları süslüyordu. Ne çok kitap var. İnsanlar nasıl yazıyor bunları? Kitap mağazalarında da hep aynı şaşkınlığı yaşarım. Milyonlarca yazar; milyarlarca kelimeyi bir araya getirip, milyarlarca cümle kurup, kurgulayıp anlamlandırdıktan sonra milyonlarca kitabı nasıl ortaya çıkarıyor böyle? Hepsini okumaya bin insan ömrü yetmez.

 

Geçmişte yazılanlar, yazılmakta olanlar, yazılacaklar…

 

Bu süreç insan kıyametine kadar devam edecek sanırım diye aklımdan geçirdim. Kitapların içindeki milyarlarca kelimeyi, milyarlarca cümleyi bir araya getiren bütün bu yazarlara akıl sır erdirmek gerçekten mümkün değil.

 

Yazmaya heveslenmesem bunların hiçbiri aklıma gelmeyecekti. “Acaba dünya üzerinde, insanın eli kalem tuttuğundan beri şu ana kadar kaç kitap yazılmıştır?” diye düşündüm. Milyarlarca olmalı, saymak imkansız herhalde. Bütün yazılacak olanlar yazılmıştır şimdiye dek, yeni ne yazılabilir ki?

Başka işin mi yok?

 

Fincanımın dibinde kalan son çayı da yudumladıktan sonra, boş bidonu alıp, aşağıya indim.

 

“Hoşgeldin Cenk” dedim.

 

“Süt beş litre olacak, yirmi tane

de yumurta…”